Ana içeriğe atla

Pomodoro Tekniği: Odaklanmayı Parçalara Bölmek


     Pomodoro Tekniği, 1980 yılında Francesco Cirillo tarafından geliştirilmiş bir zaman yönetimi yöntemidir. Temel amacı oldukça basittir: odaklanmayı artırmak ve erteleme davranışını azaltmak. İlginç olan şu ki yöntemin kendisi oldukça basitken, ismi çoğu zaman yöntemden daha karmaşık geliyor bana. “Pomodoro” kelimesi İtalyanca’da domates anlamına geliyor. Cirillo bu tekniği geliştirirken domates şeklinde bir mutfak zamanlayıcısı kullanıyormuş ve yöntem de adını buradan almış.

     Ben bu tekniğe biraz daha gözlemci bir yerden bakıyorum. Çünkü özellikle Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan kişiler için zaman algısı ve odaklanma zaten başlı başına ayrı bir mücadele. Bu yüzden yöntemi sadece anlatmak değil, gerçek hayatta nasıl uygulanabileceğini de göstermek istiyorum.



Pomodoro Tekniğini Nasıl Uyguluyorum?

     Bu yöntemi uygularken ilk yaptığım şey oldukça basit bir karar vermek: Tek bir iş seçmek.

    Bu bir proje ödevi olabilir, bir içerik düzenleme işi olabilir ya da benim için oldukça tanıdık olan bir görev: blog yazısı yazmak. DEHB’li bir zihnin en büyük tuzaklarından biri aynı anda birçok işe yönelmeye çalışmasıdır. Bu yüzden ilk kuralım şu:

Tek iş.

1. Dikkat dağıtıcıları fiziksel olarak ortadan kaldırıyorum

     Çalışmaya başlamadan önce masamın üzerindeki dikkat dağıtıcı şeyleri topluyorum. Bazen bunu gerçekten çok somut bir şekilde yapıyorum: 

   Bir kutu alıp telefon, not kağıtları, gereksiz objeler ne varsa içine koyuyorum ve o kutuyu görüş alanımın dışına bırakıyorum.  Bunun sebebi oldukça basit bir gözlem:

      DEHB’li bir zihin, odaklanması gereken iş dışında gözünün gördüğü her şeye yönelmeye eğilimlidir. Yani bazen odaklanma problemi zihinsel değil, görsel bir problem de olabilir.

2. Dijital yerine analog araçlar kullanıyorum

   Örneğin blog yazısı yazacağım zaman çoğu kişi doğrudan bilgisayara geçer. Ben çoğu zaman kalem ve defter kullanmayı tercih ediyorum. Bunun sebebi tamamen kişisel bir deneyim: Bilgisayar benim için inanılmaz hızlı bir sabotaj aracı olabiliyor. Bazen ekranın karşısında oturup hiçbir şey yazamadığım oluyor. Dakikalar geçiyor. Bazen bu süre saatlere kadar uzayabiliyor. Kalem ve defter ise daha ilkel ama daha dürüst bir araçZihnin kaçacak çok fazla yeri olmuyor.

3. 25 dakika boyunca tek işe odaklanıyorum

    Pomodoro Tekniği’nin temelinde 25 dakikalık odak blokları vardır. Ben de zamanlayıcıyı kurup seçtiğim konu hakkında 25 dakika boyunca yazmaya başlıyorum. Bu süre boyunca tek bir kuralım var:

Başka hiçbir şey yapmamak.

4. 5 dakikalık bir mola veriyorum

25 dakika tamamlandığında kendime 5 dakikalık bir mola veriyorum.

Bu molada küçük şeyler yapıyorum:

  • Bir kahve ya da çay içmek

  • Biraz yürümek (evde)

  • Su içmek

  • Esneme hareketleri yapmak

  • Çiçekleri sulamak

Önemli olan şey şu:
Mola gerçekten mola olmalı. 
Yani işten tamamen uzaklaşmak gerekiyor.

5. Döngüyü dört kez tekrarlıyorum

    25 dakika çalışma + 5 dakika mola döngüsünü 4 kez tekrarlıyorum. Bu da toplamda yaklaşık 100 dakikalık bir çalışma süresi oluşturuyor. Bu 25 dakikalık her bir çalışma bloğuna Pomodoro deniyor.

6. Kendime küçük bir ödül veriyorum

Dört pomodoro tamamlandıktan sonra kendime küçük bir ödül veriyorum. Bazen bu bir yemek oluyor, bazen uzun bir kahve molası. Çünkü beynin de şu mesajı alması gerekiyor:

“Bu çaba bir karşılık buluyor.”

DEHB Olanlar İçin Gerçekçi Bir Not

    Bu tekniği teoride herkes uygulayabilir. Ama pratikte özellikle Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan biriyseniz, bu yönteme doğrudan 25 dakika ile başlamak oldukça zor olabilir. Hatta dürüst olmak gerekirse bazen neredeyse imkânsız bile hissedilebilir. Bu yüzden ben farklı bir başlangıç öneriyorum:

5 dakika.

   Sadece 5 dakika boyunca tek bir işe odaklanmak. Bu yaklaşımı daha detaylı anlattığım “Tek İş 5 Dakika” adlı yazımı bloğumda bulabilirsiniz.

Son Bir Gözlem

   Pomodoro Tekniği mucizevi bir yöntem değil. Ama zihnin karmaşasını küçük zaman parçalarına bölmek, özellikle erteleme alışkanlığıyla mücadele eden insanlar için oldukça güçlü bir araç olabiliyor. Benim bu yazıyı yazmamdaki amacım da tam olarak bu: Benimle aynı mücadeleyi yaşayan insanların, en azından deneyebilecekleri bir yöntemle karşılaşması. Başlamam çok çok zor olsa da en azından bir kez bunu başardığımda kendimi çok iyi hissediyorum. İyi ki yaptım diyebiliyorum.  

     Denerseniz sizde pişman olmayacaksınız.

       


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR ASKERİN GÖZÜNDEN KKTC GERÇEKLERİ

       Bu yayınımda diğer yazı türlerinden farklı olarak saygıdeğer Erdoğan Volkan   ile yapmış olduğumuz röportaj yer alıyor. Bu nerenden çıktı? Kıbrıs 'a geleli 8 ay olmuştu ve  hala ada hakkında öğrenmem gereken birçok şey olduğunu fark ettim. Haliyle burada Türkiye'dekinden çok daha farklı bir bir düzen var. Yerli halka nazaran yabancı insan sayısı çok daha fazla ve birden çok milletten insana ev sahipliği yapan bir ada. Kıbrıs gerek coğrafi konumu gerek turizm sayesinde insanlara tanımış olduğu ekonomik fırsatlardan dolayı yurt dışında yaşayan  birçok insanın gözdesi haline gelmiştir. Tabii bu durumun ada ve burada yaşayan yerli halk üzerinde etkileri olmuştur. Ben bu etkileri merak ediyordum işte. Sonra aklıma Erdoğan Bey  geldi. Çünkü hem Kıbrıs yerlisi hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde emekli bir albay olduğu için sorularıma  daha objektif ve net cevaplar verebileceğini düşündüğümden böyle bir görüşme teklif ettim. Sağ olsun be...

Siesta Kültürü Nedir? Öğle Uykusunun Bedene Etkileri

      Siesta aslında hepimizin çok iyi bildiği, hatta zaman zaman deneyimlediği ama günlük hayatın temposu içinde çoğu zaman uygulayamadığı bir alışkanlıktır. Peki nedir bu siesta?       Gün içinde, özellikle öğle yemeğinden sonra gelen o tanıdık his vardır: göz kapakları ağırlaşır, enerji düşer, zihinsel performans yavaşlar. İşte bu doğal düşüşün ardından yapılan kısa süreli dinlenmeye ya da şekerlemeye siesta denir. Üstelik bu durum, gece uykunuzu alıp almamanızdan bağımsızdır. Çünkü öğle saatlerinde yaşanan bu yorgunluk, büyük ölçüde biyolojik süreçlerle ilgilidir.       Öğle yemeği genellikle günün en ağır öğünlerinden biridir. Daha fazla ve daha yoğun besin tüketildiğinde, vücut sindirim sürecine odaklanır. Metabolizma hızlanır, mide yoğun şekilde çalışır ve bu durum doğal olarak bedende bir yorgunluk hissi yaratır. Yani siesta aslında bir “lüks” değil, bedenin verdiği oldukça doğal bir tepkidir.         Siesta, öze...

Halının Tarihi Gelişimi, Neden Halı Kullanıyoruz?

        İnsanoğlu, ilk çağlardan beri ayaklarını soğuk ve sert zeminden ayırma ihtiyacı hissetti. Bu ihtiyaç, zamanla sadece fiziksel bir korunma aracı olmaktan çıkıp estetik ve kültürel bir ifadeye dönüştü. İlk dönemlerde insanlar, yaşadıkları alanların zeminini kaplamak için hayvan kürklerini kullanıyordu. Ancak hayvanların evcilleştirilmesi ve yünün işlenebilir hale gelmesiyle birlikte daha gelişmiş örtüler ortaya çıktı. Kürklerin yerini, eğrilmiş ipliklerle yapılan dokuma ürünler aldı ve böylece halının temelleri atılmış oldu.         Halıyı anlayabilmek için önce dokuma tekniğine kısaca değinmek gerekir. Bir halı üç temel unsurdan oluşur: çözgü, atkı (dolgu) ve hav. Çözgü iplikleri, dikey olarak gerilen ve halının iskeletini oluşturan ipliklerdir. Atkı iplikleri ise bu çözgülerin arasından yatay olarak geçirilerek dokumanın temel yapısını oluşturur. Hav iplikleri ise halının yüzeyinde gördüğümüz desenleri, dokuyu ve yumuşaklığı sağlayan ekstr...