Ana içeriğe atla

Eşsizliğin Kanıtı: PARMAK İZİ

 

Parmak İzleri: Beni Ben Yapan Çizgiler

     Bazen elime bakıyorum. Avucumdaki kıvrımlara, parmak uçlarımdaki o ince desenlere… Ve şunu düşünüyorum: Dünyada bunun bir eşi daha yok. Bilim buna “parmak izi” diyor. Ancak mesele yalnızca biyolojik bir izden ibaret değil; aynı zamanda kimliğe dair sessiz bir kanıt.

     Parmak izleri, anne karnında gebeliğin yaklaşık 10–16. haftaları arasında oluşmaya başlar. Epidermal sırtlar (dermatoglifi) adı verilen bu yapılar, fetüsün gelişimi sırasında kalıcı biçimde şekillenir ve yaşam boyu değişmez. Yanabilirsiniz, yaralanabilirsiniz, yaş alabilirsiniz; fakat deri altındaki temel yapı korunduğu sürece o desen yeniden aynı biçimde oluşur. İşte bu nedenle parmak izleri kimlik tespitinde kullanılır: Çünkü istatistiksel olarak benzersizdirler.

Parmak İzleri Neden Bu Kadar Özel?

     Bilimsel açıdan bakıldığında, her insanın parmak izi farklıdır. Hatta genetik olarak neredeyse birebir aynı olan tek yumurta ikizlerinin bile parmak izleri birbirinden ayrılır. Bu durum, kimliğin yalnızca DNA’dan ibaret olmadığını gösteren ilginç bir biyolojik örnektir.

Parmak izleri üç temel desene ayrılır:

  • Loop (Döngü)

  • Whorl (Girdap)

  • Arch (Kemer)

    Bu desenler genetik faktörlerden etkilenir; ancak yalnızca genlerle belirlenmez. Anne karnındaki basınç değişimleri, amniyotik sıvının hareketi, fetüsün pozisyonu ve mikro düzeydeki çevresel farklılıklar desenin son şeklini etkiler. Yani parmak izi; biraz genetik, biraz rastlantı, biraz da erken gelişim koşullarının ürünüdür. Bu bilgi beni özellikle etkiliyor. Çünkü eşsizliğimizin yalnızca kalıtsal koddan değil, maruz kaldığımız koşullardan da doğduğunu gösteriyor. Kimlik, burada bile sabit bir formül değil; dinamik bir oluşum süreci.

Biraz Tarih: İzden Kimliğe

     Parmak izlerinin kullanımı modern adli bilimle başlamadı. Antik Çin ve Babil’de parmak izleri ticari belgelerde imza niyetine kullanılıyordu. Ancak o dönemlerde bunun bilimsel bir kimlik tespit yöntemi olduğu bilinmiyordu.

  1. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, parmak izlerinin değiştirilemez ve kişiye özgü olduğu bilimsel olarak ortaya kondu. 1892 yılında Arjantin’de Hırvat asıllı polis ve antropolog Juan Vucetich, Francisco Rojas adlı bir kadının işlediği cinayeti olay yerindeki kanlı parmak izini inceleyerek çözdü. Bu vaka, parmak izinin adli bilimlerde bir dönüm noktası olarak kabul edilir.

     Türkiye’de ise parmak iziyle suçlu tespiti, Macar asıllı Yusuf Cemil Bey’in çabalarıyla kurumsallaşmış ve 1910 yılında İstanbul’da parmak izi dairesi kurulmuştur. Günümüzde ise Otomatik Parmak İzi Tanıma Sistemi (AFIS) sayesinde milyonlarca kayıt saniyeler içinde dijital olarak karşılaştırılabilmektedir.

     Bir zamanlar bir ticari işaret olan parmak izi, bugün devlet sistemlerinde kimliğin en güçlü kanıtlarından biridir.



Kimlik Meselesi

   1890’lardan bu yana parmak izi, resmi sistemlerde kimliğin kanıtı olarak kabul ediliyor. Ancak benim için daha metaforik bir anlam taşıyor.

Kimlik gerçekten sabit mi?

    Parmak izim değişmiyor. Ama ben değişiyorum. Düşüncelerim, korkularım, dünya görüşüm, kırılmalarım… Hepsi dönüşüyor. Belki de parmak izleri bana şunu hatırlatıyor: Öz sabit olabilir; fakat ifade biçimi değişir. Biyolojik kimliğim parmak uçlarımda sabit dururken, psikolojik kimliğim sürekli yeniden yazılıyor.

Sonuç: Eşsiz Olmak Gürültülü Değildir

     Eşsiz olmak bağırmak zorunda değildir. Bazen yalnızca parmak ucundaki sessiz bir girdap kadar küçüktür.Dünyada milyarlarca insan var. Fakat benim parmak izim yalnızca bana ait. Bu düşünce bana tuhaf bir huzur veriyor. Belki de kimlik dediğimiz şey; hem sabit hem değişken, hem biyolojik hem deneyimsel bir yapı.

    Ve bazen, beni ben yapan şey, yalnızca bir deri kıvrımı değil; o kıvrımın taşıdığı hikâyedir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR ASKERİN GÖZÜNDEN KKTC GERÇEKLERİ

       Bu yayınımda diğer yazı türlerinden farklı olarak saygıdeğer Erdoğan Volkan   ile yapmış olduğumuz röportaj yer alıyor. Bu nerenden çıktı? Kıbrıs 'a geleli 8 ay olmuştu ve  hala ada hakkında öğrenmem gereken birçok şey olduğunu fark ettim. Haliyle burada Türkiye'dekinden çok daha farklı bir bir düzen var. Yerli halka nazaran yabancı insan sayısı çok daha fazla ve birden çok milletten insana ev sahipliği yapan bir ada. Kıbrıs gerek coğrafi konumu gerek turizm sayesinde insanlara tanımış olduğu ekonomik fırsatlardan dolayı yurt dışında yaşayan  birçok insanın gözdesi haline gelmiştir. Tabii bu durumun ada ve burada yaşayan yerli halk üzerinde etkileri olmuştur. Ben bu etkileri merak ediyordum işte. Sonra aklıma Erdoğan Bey  geldi. Çünkü hem Kıbrıs yerlisi hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde emekli bir albay olduğu için sorularıma  daha objektif ve net cevaplar verebileceğini düşündüğümden böyle bir görüşme teklif ettim. Sağ olsun be...

Siesta Nedir?

 Siesta Nedir?   Siesta aslında tarafımızca çok bilinen, hissedilen ancak Türk toplumu tarafından bir türlü gerçekleştirilemeyen bir olaydır. Nedir bu siesta ? Mesela, öğlenleri yemek yiyoruz ve yemekten sonra hemen böyle mayışıyoruz, yorgun düşüyoruz ve uykumuz geliyor değil mi? İşte bunun sonucunda gerçekleştirilen kısa şekerlemeye siesta diyoruz. Bunun geceleri uykunuzu iyi alıp almamanızla bir alakası yok. Bunu yaşamımızın sebebi öğle yemeğinin porsiyon ve tat olarak daha ağır olması olarak değerlendirilir. Öğlen yemeğinden sonra metabolizma daha hızlı çalışmaya başlıyor çünkü yediğimiz o büyük porsiyonları mide parçalamaya çalışıyor. Tabi bu da haliyle bedenimizi yoruyor. Böyle bir durumda siesta bir zorunluluk olup bir ihtiyaç haline geliyor.     Siestalar, özellikle  havanın çok sıcak olduğu ülkelerde bir gelenektir.Siesta, her zaman İspanya ile ilişlendirilmiştir.İspanya'nın  etkisiyle de birçok Latin Amerika ülkesi ile ilişkilendirilmiştir.B...

Sebzeli Omlet

  Sebzeli Omlet Malzemeler   3 yumurta  Yarım çay kaşığı tuz  1 çay kaşığı şeker  350 ml süt 1 çay kaşığı kuru maya   300 ml sıcak su  450 Gr un  2 domates  1 deste yeşil soğan   Yarım deste maydanoz   2 dolmalık biber biri kırmızı biri sarı  100 Gr kaşar peynir      3 yumurtayı derin bir kapta çırpıyoruz. Yarım çay kaşığı tuz, 1 çay kaşığı şeker ve 350 ml sütü de ekleyerek karıştırıyoruz.Daha sonra 1 çay kaşığı kuru maya ve 300 ml sıcak su ilave ederek karıştırmaya devam ediyoruz. 450 Gr çok amaçlı unu da karışımımıza ekleyerek hızlı bir şekilde karıştırıyoruz. Bu şekilde karıştırmazsak topak topak olacaktır karışımımız. Daha sonra bulunduğu kapta üzerini streç filmle kaplayarak 30 dakika sıcak bir yerde dinlenmeye bırakıyoruz.    Hamurumuzu beklerken 2 adet domatesi küpler halinde doğruyoruz. Domatesleri büyük bir pasta karıştırma kabına alıyoruz. Şimdi de bir deste yeşil soğanı  ince ince doğruy...