Sabah uyanırsın. Yapman gerekenleri bilirsin. Hatta çoğu zaman başkalarından daha iyi bilirsin. Ama bir şey eksiktir. Sanki zihninde olması gereken o “başlat” tuşu bir türlü çalışmaz. İşte dikkat eksikliği baskın olan DEHB tam olarak burada başlar.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu çoğu insanın düşündüğünün aksine sadece “yerinde duramayan çocuklar” ile ilgili değildir. Hatta dikkat eksikliği baskın grupta hiperaktivite çoğu zaman görünmez bile. Bu kişiler dışarıdan sakin, hatta bazen “ağır” ya da “umursamaz” gibi algılanabilir. Oysa iç dünyalarında sürekli akan, dağınık ve kontrol edilmesi zor bir düşünce trafiği vardır. Dikkat eksikliği baskın DEHB’de temel mesele odaklanamamak değildir. Aslında mesele, dikkati istenilen şeye yönlendirememektir. Çünkü bu kişiler ilgi duydukları bir konuya saatlerce, hatta zamanın nasıl geçtiğini unutarak odaklanabilirler. Bu durum “hiperfokus” olarak adlandırılır. Yani sorun dikkat eksikliği değil, dikkat regülasyonudur.
Günlük hayatta bu durum kendini küçük ama birikince yorucu detaylarla gösterir. Örneğin bir işe başlamak saatler sürebilir. Yapılacaklar listesi hazırlanır, planlar yapılır ama uygulamaya geçmekte zorlanılır. Basit bir e-posta yazmak bile zihinde büyür, ertelenir, sonra suçluluk hissiyle birleşir. Bu döngü tekrar ettikçe kişi kendine karşı güvenini yavaş yavaş kaybedebilir.
Dikkat eksikliği baskın DEHB’de zihinsel süreçler genellikle şu şekilde işler: Bir düşünce başlar, sonra başka bir düşünce onu keser, ardından üçüncü bir fikir gelir. Bu zincir o kadar hızlıdır ki kişi bazen ne düşündüğünü bile tamamlayamaz. Konuşurken cümle ortasında kopmalar, bir odaya gidip neden gittiğini unutmalar ya da bir işi yaparken başka bir şeye kaymalar oldukça yaygındır. Bu durum çoğu zaman yanlış anlaşılır. Dışarıdan bakıldığında “isteksizlik”, “tembellik” ya da “sorumluluk almama” gibi etiketlerle yorumlanır. Oysa gerçek çok daha farklıdır. Bu kişiler genellikle yapmak ister ama yapamaz. Bilir ama başlatamaz. Düşünür ama sürdüremez.
Bilimsel olarak bakıldığında bu durum beynin yürütücü işlevleriyle ilgilidir. Planlama, başlatma, sürdürme ve tamamlama gibi süreçler bu sistem tarafından yönetilir. DEHB’de bu sistemin çalışma biçimi farklıdır. Özellikle dopamin sistemiyle ilgili farklılıklar, motivasyonun “önem” yerine “ilgi” üzerinden çalışmasına neden olur. Yani yapılması gereken şey değil, ilgi çekici olan şey öncelik kazanır. Bu yüzden dikkat eksikliği baskın DEHB’ye sahip bireyler çoğu zaman potansiyellerinin altında performans gösteriyormuş gibi hisseder. Oysa gerçek şu ki, doğru koşullar oluştuğunda son derece üretken, yaratıcı ve derin düşünebilen bireylerdir. Farklı bağlantılar kurabilme, detayları farklı açılardan görebilme ve özgün fikirler üretme bu grubun güçlü yanları arasındadır.
Ancak bu potansiyelin ortaya çıkabilmesi için klasik “disiplin” yaklaşımları çoğu zaman yeterli olmaz. Çünkü mesele irade değil, sistemdir. Bu noktada küçük ama etkili stratejiler devreye girer. Örneğin işleri mikro parçalara bölmek, dışsal hatırlatıcılar kullanmak, zaman bloklama yapmak ya da duyusal uyaranları düzenlemek önemli farklar yaratabilir. Çünkü bu beyin, yapılandırılmış ama esnek sistemlerle daha iyi çalışır.
Dikkat eksikliği baskın DEHB’nin en görünmeyen ama en ağır taraflarından biri de duygusal yüküdür. Sürekli “neden yapamıyorum?” sorusu, zamanla “ben yapamayan biriyim” inancına dönüşebilir. Bu da özgüveni zedeler ve kişinin kendi kapasitesini yanlış değerlendirmesine neden olur. Oysa burada değişmesi gereken şey kişi değil, yaklaşım şeklidir. Belki de bu durumu şöyle düşünmek daha doğru: Herkes aynı yolda yürümüyor. Bazıları düz bir asfalt yolda ilerlerken, bazıları engebeli bir patikada yürür. Dikkat eksikliği baskın DEHB işte o patika yoldur. Daha zorlayıcıdır, evet. Ama aynı zamanda daha fazla şey görme, fark etme ve farklı yollar keşfetme potansiyeli de taşır. Ve belki de en önemlisi şu: Bu bir eksiklik değil, farklı bir çalışma biçimidir. Anlaşılmadığında yorar, ama anlaşıldığında yön verir.

Yorumlar
Yorum Gönder