Ana içeriğe atla

Kayıtlar

DEHB - Dikkat Eksikliği Baskın Grup

     Sabah uyanırsın. Yapman gerekenleri bilirsin. Hatta çoğu zaman başkalarından daha iyi bilirsin. Ama bir şey eksiktir. Sanki zihninde olması gereken o “başlat” tuşu bir türlü çalışmaz. İşte dikkat eksikliği baskın olan DEHB tam olarak burada başlar.        Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu çoğu insanın düşündüğünün aksine sadece “yerinde duramayan çocuklar” ile ilgili değildir. Hatta dikkat eksikliği baskın grupta hiperaktivite çoğu zaman görünmez bile. Bu kişiler dışarıdan sakin, hatta bazen “ağır” ya da “umursamaz” gibi algılanabilir. Oysa iç dünyalarında sürekli akan, dağınık ve kontrol edilmesi zor bir düşünce trafiği vardır. Dikkat eksikliği baskın DEHB’de temel mesele odaklanamamak değildir. Aslında mesele, dikkati istenilen şeye yönlendirememektir. Çünkü bu kişiler ilgi duydukları bir konuya saatlerce, hatta zamanın nasıl geçtiğini unutarak odaklanabilirler. Bu durum “hiperfokus” olarak adlandırılır. Yani sorun dikkat eksikliği değ...

Direksiyon Kimde? Kontrol İllüzyonu ve Trafikte Güven Yanılsaması

        Trafikteyken çoğu zaman kontrolün bizde olduğunu düşünürüz. Direksiyon bizim elimizde, kuralları biliyoruz, dikkatliyiz… Bu düşünce içimizi rahatlatır. Çünkü insan, kontrol hissine tutunmayı sever. Ama bu, gerçeğin sadece bir kısmıdır. Yan koltukta otururken sıkça duyduğum bir cümle vardır:    “Rahat ol, direksiyon bende.”        Bu cümle güven verir. Çünkü kontrolün kimde olduğu nettir. Ama o an aklıma başka bir soru düşer: Peki ya karşı şeritteki direksiyon? Onu kim tutuyor? Ne kadar dikkatli? Kuralları gerçekten biliyor mu? Yorgun mu, dalgın mı, öfkeli mi? İşte bu sorularla birlikte fark ederiz ki trafikteki güvenlik, sadece bizim kontrolümüzde değildir. Aslında biz, her gün görünmez bir anlaşmanın içinde yol alırız. Herkesin kurallara uyacağına, herkesin dikkatli olacağına dair sessiz bir sözleşme bu.  Ama bu sözleşmenin bir garantisi yoktur. Tam da bu noktada “kontrol illüzyonu” devreye girer. İnsan zihni, kontrol edeme...

Savaşın Görünmeyen Yüzü: İnsan Ruhunda Açılan Sessiz Yaralar

    Savaş denildiğinde çoğumuzun zihninde tanklar, silah sesleri ve yıkılmış şehirler canlanır. Oysa savaşın asıl yıkımı, haritalarda değil; insanların içinde gerçekleşir. Çünkü savaş, sadece toprakları değil, insanın ruhunu da işgal eder.     Dışarıdan bakıldığında savaş, strateji ve güç meselesi gibi sunulur. Oysa içeride olan biten çok daha karmaşıktır. İnsan, hayatta kalma içgüdüsüyle hareket etmeye başladığında, normalde asla yapmayacağı şeyleri yapabilir. Bu noktada “iyi insan” ve “kötü insan” ayrımı bulanıklaşır. Çünkü savaş, insanı seçim yapmaya değil, hayatta kalmaya zorlar.  En ağır yükü ise çoğu zaman savaşın tarafı olmayan insanlar taşır.      Bir aile düşünün. Adam cepheye gitmiş. Giderken arkasında bir eş ve bir çocuk bırakmış. Belki de aklında tek bir düşünce var: “Onları koruyorum.” Ama savaş, korumakla ilgili değildir. Savaş, geride kalanları savunmasız bırakır.  Ülke işgal altındaysa, geride kalanlar artık sadece “sivil” de...

Otelcilikte Kadın Personele Bakış: Profesyonellik ile Sınır İhlalleri Arasında

     Bazı gerçekler vardır, herkes görür ama kimse tam olarak dile getirmez. Otelcilik sektörü de tam olarak böyle bir yer. Dışarıdan bakıldığında profesyonellik, düzen ve hizmet kalitesi ön plandayken; içeride, özellikle kadın çalışanların deneyimlediği bazı durumlar sessizce var olmaya devam eder. Ve bu sessizlik, çoğu zaman sorunun kendisinden daha güçlüdür.    Otelcilik sektörü dışarıdan bakıldığında düzenli, profesyonel ve kurallarla ilerleyen bir dünya gibi görünür. Misafir memnuniyeti, hizmet kalitesi ve kurumsal yapı ön plandadır.  Ama bu vitrinin arkasında, özellikle kadın çalışanların deneyimlediği bazı gerçekler vardır. Ve bu gerçekler çoğu zaman görünmez kalır.    Benim gözlemlediğim kadarıyla, bu sektörde bazı erkekler kadın personeli yalnızca bir çalışma arkadaşı olarak görmekte zorlanabiliyor. Kurulan iletişim, yapılan iş, gösterilen ilgi… hepsi profesyonel bir çerçevede olsa bile, bazen farklı anlamlar yüklenebiliyor.  ...

Nöroçeşitlilik Nedir? Beyinlerin Farklı Çalışması Bir Sorun mu, Yoksa Bir Zenginlik mi?

       İnsanların dünyayı algılama biçimi birbirinden farklıdır. Bazıları ayrıntıları hemen fark eder, bazıları büyük resmi daha hızlı görür. Kimileri gürültüden çok etkilenirken kimileri yoğun bir ortamda bile rahatça çalışabilir.        İşte nöroçeşitlilik , insanların beyinlerinin ve zihinsel işleyişlerinin doğal olarak farklı şekillerde çalıştığını anlatan bir kavramdır.  Bu kavram, nörolojik farklılıkların sadece bir “bozukluk” ya da “hastalık” olarak görülmemesi gerektiğini savunur. Aksine bu farklılıkların insan çeşitliliğinin doğal bir parçası olduğunu vurgular.  Nöroçeşitlilik Kavramı Nasıl Ortaya Çıktı?      “Nöroçeşitlilik” terimi ilk kez 1990’lı yıllarda sosyolog Judy Singer tarafından kullanıldı.  Singer, insanların beyin yapılarındaki farklılıkların tıpkı biyolojik çeşitlilik gibi doğal olduğunu savunuyordu. Ona göre bazı nörolojik durumlar yalnızca bir eksiklik olarak değil, farklı bir düşünme biçimi o...

Epstein Dosyası: Güçlü İnsanların Karanlık Sırrı mı?

     Bazen bir olay yalnızca bir suç hikâyesi değildir. Bazen bir dosya açılır ve arkasından yalnızca bir kişinin değil, bir sistemin nasıl çalıştığı da görünmeye başlar.  Jeffrey Epstein dosyası tam olarak böyle bir hikâye.       Bir finansçı, bir özel ada, dünyanın en güçlü insanları yla kurulan bağlantılar ve yıllarca konuşulan ama tam anlamıyla açıklığa kavuşmayan iddialar…  Bu dosya ortaya çıktığında yalnızca bir suç davası konuşulmuyordu. İnsanlar şu soruyu sormaya başladı:      Gerçekten her şey ortaya çıktı mı, yoksa bu hikâyenin hâlâ karanlıkta kalan parçaları mı var? Epstein Kimdi?     Jeffrey Epstein finans dünyasında büyük bir servete sahip olan bir isimdi. Ancak yıllar içinde ortaya çıkan suçlamalar onun yalnızca bir yatırımcı olmadığını gösterdi.      Epstein’ın reşit olmayan kızların istismar edildiği bir insan ticareti ağı kurduğu iddiaları ortaya çıktı. Bu iddialar büyük bir soruşturma...

Zihin Defteri Nedir?

     Bazen zihnimin içinde aynı anda onlarca sekme açıkmış gibi hissediyorum. Düşünceler, analizler, gözlemler, yarım kalmış cümleler, geçmişten sahneler, geleceğe dair senaryolar… Hepsi aynı anda çalışıyor. İşte bu yüzden “ zihin defteri ” kavramı benim için romantik bir metafor değil; bilişsel bir ihtiyaç. Peki zihin defteri nedir?    Benim tanımımla:     Zihin defteri, beynin dağınık çalışan bilişsel süreçlerini dış dünyaya aktarmak için oluşturulan bilinçli bir kayıt alanıdır.  Bu bir ajanda olabilir, bir not uygulaması olabilir ya da sadece bir Word dosyası. Ama işlevi aynıdır: zihinsel yükü boşaltmak. Çalışan Bellek ve Taşma Noktası     Bilişsel psikolojiye göre insanın çalışan belleği sınırlıdır. Özellikle dikkat düzenleme güçlüğü yaşayan bireylerde (örneğin Attention Deficit Hyperactivity Disorder ) bu kapasite daha çabuk dolar. Aynı şekilde Autism Spectrum Disorder özellikleri gösteren kişilerde ayrıntı işleme yoğunluğu fazlad...

Zihinsel Stilin Hediyeleri ve Zorlayıcı Tarafları

HEDİYE TARAFI 1. Derin Gözlem Yeteneği     Ben yüzeyi değil, mikro farkı görüyorum. İnsanların ton değişimini fark etmek. Çelişkileri yakalamak. Davranışın altındaki duyguyu sezmek .     Bu sosyal zekâ nın güçlü bir formudur. Çoğu insanın kaçırdığı detayları ben yakalayabiliyorum.  Bu özellikle yazı yazarken büyük bir avantaj. Çünkü derinlik üretebiliyorum, yüzeysel içerik değil. 2. Desen Algılama Gücü        Parmak izi, kimerizm, çıkarım, el yazısı… Hepsi desen temelli konular. Desen algılama gücü yüksek kişiler: Karmaşık bilgiyi hızlı bağlar Sistemleri çözer İnsan davranışındaki tekrarları fark eder     Bu analitik yaratıcılıktır. Hem mantık hem sezgi birlikte çalışır. 3. Kimlik Üzerine Derin Farkındalık     Kimerizm gibi konulara ilgi duymak sadece biyolojik merak değil; kimlik merakıdır. Bu da yüksek öz farkındalık potansiyeline işaret eder. Kendini analiz edebilme, iç çelişkileri fark edebilme ve bunları yazıya dökebi...

El Yazısından Kişilik Analizi Yapma Yaklaşımı : GRAFOLOJİ

  El Yazısından Kişilik Okumak: Gerçek mi, Yanılsama mı?      Birinin defterine baktığımda sadece harf görmüyorum.Eğim görüyorum, baskı görüyorum, boşluk görüyorum.  Zihnim otomatik olarak bir hikâye kurmaya başlıyor.  Harfler sağa yatıksa “dışa dönük olabilir” diyorum. Satırlar yukarı çıkıyorsa “umutlu bir karakter mi?” diye düşünüyorum. İmza büyükse “kendini gösterme ihtiyacı var mı?” diye soruyorum.     Bunu bilinçli yapmıyorum. Beynim desen arıyor.  Grafoloji: Çekici Ama Tartışmalı Bir Alan     El yazısından kişilik analizi yapma yaklaşımının adı grafoloji .  Grafoloji, yazının eğimine, boyutuna, baskısına ve boşluklarına bakarak karakter özellikleri hakkında çıkarım yapmayı amaçlıyor. Teori kulağa oldukça mantıklı geliyor: Büyük harfler → özgüven Sağa yatık yazı → dışadönüklük Sert baskı → yoğun duygu Küçük ve sık yazı → içe dönüklük Çünkü biz somut bir izden soyut bir anlam çıkarmayı seviyoruz.  Ama mesele burada kar...

Eşsizliğin Kanıtı: PARMAK İZİ

Parmak İzleri: Sabit Olanla Değişen Arasında       Bazen insan, en sıradan görünen şeylerde bile kendine dair güçlü ipuçları bulabilir. Parmak izleri de bunlardan biridir. Günlük hayatta çoğu zaman fark edilmeyen bu küçük desenler, aslında hem biyolojik hem de kimliksel açıdan dikkat çekici bir anlam taşır.     Parmak izleri, anne karnında gebeliğin yaklaşık 10–16. haftaları arasında oluşmaya başlar. Bu süreçte gelişen epidermal sırtlar, yani dermatoglifi yapıları; genetik özellikler ile rahim içindeki çevresel koşulların birlikte etkisiyle şekillenir. Oluştuktan sonra ise büyük ölçüde değişmeden kalır. Deri yüzeyinde meydana gelen hasarlar iyileşse bile, temel yapı korunduğu sürece desen yeniden oluşur. Bu nedenle parmak izleri, adli bilimlerde güvenilir bir kimlik belirleyici olarak kabul edilir.      B ilimsel veriler, her bireyin parmak izinin benzersiz olduğunu göstermektedir. Hatta genetik olarak neredeyse aynı olan tek yumurta ikizlerinde ...

DNA'MDA BİR BAŞKASI MI VAR ?

  Kimerizm: İçimde Birden Fazla Hikâye Olabilir mi?     Geçenlerde bir şey okudum ve zihnim günlerce onun etrafında dolaştı: Ya bir insan, biyolojik olarak iki farklı insandan izler taşıyorsa ?    İşte tam burada Kimerizm kavramıyla tanıştım. İlk başta mitolojik bir şey gibi geliyor kulağa. Zaten kelimenin kökeni de buradan geliyor: Chimera . Aslan başlı, keçi gövdeli, yılan kuyruklu bir varlık. Birden fazla parçanın tek bir bedende birleşmesi. Ama kimerizm bir masal değil. Bazen bir insanın bedeninde iki farklı DNA bulunabiliyor. Evet, yanlış okumadınız. Tek bir bedende iki ayrı genetik yapı. Bu Nasıl Mümkün Oluyor?    En yaygın açıklama şu: Anne karnında iki embriyo oluşuyor ama bunlar erken dönemde birleşiyor. Sonuçta tek bir bebek doğuyor ama aslında iki ayrı zigotun genetik izlerini taşıyor. Yani anne ikizlere hamile kalacakken tek çocuğa hamile kalıyor ve sonuç olarak doğan çocuk doğmamış kardeşinin genlerini taşıyarak dünyaya geliyor. Yani te...

İŞ YERİNDE MOBBİNG: Sessiz ve Sistemli Bir Yıpratma

     Bir süredir iş yerindeki bazı dinamikleri dikkatle gözlemliyorum. İlk bakışta her şey sıradan görünüyor: yoğunluk, stres, tempo… “Her yerde olur” denebilecek türden durumlar. Ancak zaman geçtikçe bazı davranışların rastlantı olmadığını, belirli bir kişiye yöneldiğini fark etmeye başladım.     Özellikle toplantılarda bu örüntü daha belirginleşiyor. Kişi konuşmak istediğinde sözünün kesilmesi, fikirlerinin duyulmazdan gelinmesi ya da aynı düşüncenin başka biri tarafından dile getirildiğinde değer görmesi… İlk anda küçük detaylar gibi duruyor. Fakat tekrar ettikçe bir bütün oluşturuyor. Ortada açık bir çatışma yok; bağıran, çağıran kimse yok. Ancak görünmeyen bir gerilim var.  Bu noktada mesele tek bir olay değil, süreklilik. Mobbing Nedir ve Nasıl İşler?     Psikolojik literatürde mobbing ; bir çalışanın sistematik, tekrar eden ve kasıtlı biçimde psikolojik baskıya maruz bırakılması olarak tanımlanır. Buradaki kritik unsur tekil bir çatışma değ...

Pomodoro Tekniği: Odaklanmayı Parçalara Bölmek

      Pomodoro Tekniği , 1980 yılında Francesco Cirillo tarafından geliştirilmiş bir zaman yönetimi yöntemidir. Temel amacı oldukça basittir: odaklanmayı artırmak ve erteleme davranışını azaltmak.  İlginç olan şu ki yöntemin kendisi oldukça basitken, ismi çoğu zaman yöntemden daha karmaşık geliyor bana. “ Pomodoro ” kelimesi İtalyanca’da domates anlamına geliyor. Cirillo bu tekniği geliştirirken domates şeklinde bir mutfak zamanlayıcısı kullanıyormuş ve yöntem de adını buradan almış.      Ben bu tekniğe biraz daha gözlemci bir yerden bakıyorum. Çünkü özellikle Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan kişiler için zaman algısı ve odaklanma zaten başlı başına ayrı bir mücadele.  Bu yüzden yöntemi sadece anlatmak değil, gerçek hayatta nasıl uygulanabileceğini de göstermek istiyorum. Pomodoro Tekniğini Nasıl Uyguluyorum?      Bu yöntemi uygularken ilk yaptığım şey oldukça basit bir karar vermek: Tek bir iş seçmek. ...